|
Ruhsal hastalıklarla ilgili en çok merak edilen
konulardan birisi de hastalığın ortaya çıkmasında kişinin içinde
yaşadığı çevrenini mi, yoksa kalıtımın mı (genlerin) daha önemli
olduğudur. Fakat bu çok yapay bir sorudur; çünkü her hangi bir
hastalığın ortaya çıkışını ya da insanın bedensel ve ruhsal
gelişimini tümüyle yaşadığı çevreye ya da kalıtıma bağlamak çoğu
zaman mümkün değildir. Trafik kazası nedeniyle kişide kırık
oluşması tamamen kişide yaşadığı çevreye bağlı olarak ortaya
çıkan ender sorunlardan birisidir. Benzer şekilde kişinin yaşadığı
çevreden etkilenmeksizin tamamen kalıtıma bağlı olarak ortaya
çıkan çok az sayıda hastalık vardır. Çoğu zaman insanlar bazı
hastalıklara ya da durumlara yatkınlık yaratan genler ile doğarlar
ve bu genlerin kişiyi nasıl ve ne kadar etkileyeceğini ise
çevresel etmenler belirler. Örneğin genetik yapısına göre uzun
boylu olması beklenen bir kişi yeterince beslenmezse ya da
gelişimini aksatacak bedensel bir hastalık yaşarsa, genetik
yapısındakine göre daha kısa boylu olması mümkündür. Koroner arter
hastalığını başka bir örnek olarak ele alabiliriz: Ailesinde
koroner arter hastalığı olan bir kişide koroner arter hastalığı
gelişme olasılığı yüksektir. Fakat bu kişi kolesterolden zengin
bir diyetle beslenirse ve stresli bir yaşam yaşarsa bu riski çok
artar.
Ruhsal
hastalıklar ya da kişilik yapıları düşünüldüğünde ise tamamen
çevresel etmenlere ya da tamamen kalıtıma bağlı olarak ortaya
çıkan her hangi bir ruhsal hastalık ya da kişilik yapısı
bulunmamaktadır. Ruhsal hastalığın ortaya çıkmasında kişiden
kişiye farklı derecelerde de olsa; hem çevrenin, hem kalıtımın
etkisi bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda da şizofreni’den
depresyona, demanslardan kişilik bozukluklarına tüm ruhsal
hastalıkların ortaya çıkmasında, sürmesinde ve süreklilik
kazanmasında hem çevrenin hem kalıtımın rolü olduğu görülmektedir.
Ruhsal hastalıklar bir çok etmenin kişiyi etkilemesi sonucunda
ortaya çıkan hastalıklardır. Şizofreni gibi bazı hastalıklarda
genlerin etkisi depresyon gibi bazı hastalıklara göre daha
belirleyici rol oynasa da şizofreninin ortaya çıkmasında,
sürmesinde ve süreklilik kazanmasında çevresel etmenlerin de çok
önemli etkileri olmaktadır. Aynı durum depresyon için de
geçerlidir, şizofreni ile kıyaslandığında genlerin belirleyici
rolü daha az iken depresyon geçirmeye yatkın genetik yapısı
olanlarda depresyonun daha kolay gelişmektedir.
Diğer yandan her hangi bir kişinin ruhsal
hastalıkların ortaya çıkması ile ilgili inançları, onun ruhsal
hastalıklara ve ruhsal hastalığı olanlara yönelik tutumlarını da
etkilemektedir. Çevrenin etkili olduğunu düşünen insanlarda iki
farklı tutum görülmektedir (bazen aynı kişide bu iki tutumun bir
arada bulunmaktadır): ilkinde bu insanlara mağdur ve mazlum,
diğerinde ise bu insanlara zayıf, kolay incinen ve korunması
gereken insanlar olarak bakılmaktadır.
Prof. Dr. Erol Özmen
Celal Bayar Üniversitesi Tıp
Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı |